Dünyaya geldiğimizden bu yana türlü türlü insanlar girip çıkmakta hayatımıza. Bazen yanına yaklaşmak dahi istemediklerimiz burnumuzun dibinde bitmekte. Bazen yanında olmak istediklerimizle aramızda uzun uzun mesafe. Bazıları bir gülüşüyle dünyaları önümüze sermekte bazıları ise bu dünyayı zehir etmekte.
Yüzümüzü güldürenlere ne denilir, kısaca Allah bereket versin onlardan gelen her şeye. Ya istemediklerimiz, ne demeli bizi derde sürükleyenlere.
Bazen o kadar çok olur ki, o kadar ağır gelir yaptıkları. Canını sıkar besbelli. Bir insan hiçbir şey yapmadan birinin canını bu kadar yakabilir mi ki? Bu derece ağır yükler yükler mi omuzlarına? Ve yaşama sevincini elinden alıp da götürebilir mi uzaklara? Öyle olmasa yakar mı yüreklerimizi bir anda? Ve her gece aynı korkulu rüyayı görmemize ne sebep olabilir başka?
Bir uçurumun kenarında… Hayat akıp giderken ayaklarımızın altında avazımız çıktığı kadar bağırırız ama… duyanda yok, orada olduğumuzu fark eden bir Allah’ın kulu da. Kimse görmüyor mu bizi acaba. Bu çağırışlarımızın karşılıksız kalması da ondan mı yoksa?
Bu böyle uzayıp gidiyor işte soru imlalarıyla. Yapacak bir şey yok aslında. Soruları sorup cevap alamayınca öyle bakakalıyor insan ızdıraplı geçen günlerin ardında. Ve bir kez daha insanoğlunun vurdumduymazlığı geliyor akla. Ah insan işte… Keyfine göre yön verir değil mi her şeye? Canı isterse bakar ufacık bir tebessümle bile. Yok işine gelmedi mi orada bi başına kalmışsın ona ne. Arkasına bile bakmadan çeker gider kendi yoluna. Sen onun yolunun yolcusu olmuşsun çok mu umrunda. Olsaydı bizi farklı haleti-ruhiyeye iterler miydi acaba? Şikayet eder miydik verdiğimiz değerin karşılığını alamıyoruz diye? Hoş!şikayet, bir iç çekişten öteye gitmez ya…İnsan merak ediyor işte sonunu; her şey muamma! Allahu Teala da buyurmuyor muydu ‘Biz sizi birbirinizle imtihan edeceğiz’ diye. Sanırım budur yapabileceğimiz tek açıklama.
Yine yeniden açıyorum ellerimi semaya. Rabbim dayanma gücü ver o insanlara. Bizi onlar karşısında hüsrana uğratma…